Prof. Dr. Abdullah KAHRAMAN

Prof. Dr. Abdullah KAHRAMAN

EBÛ HANÎFE'NİN GÖZDE ÖĞRENCİLERİNDEN: İMAM ZÜFER

26 Nisan 2023 09:17 KİVA 991

Hanefî mezhebinin kurucu imamı olarak kabul edilen İmam-ı Azam Ebû Hanîfe pek çok talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasında bazıları diğerlerine göre daha çok ön plana çıkmış ve meşhur olmuştur. Onun meşhur talebelerinden biri de İmam Züfer'dir.

Adı, Nesebi

Asıl adı, Ebü’l-Hüzeyl Züfer b. el-Hüzeyl el-Basrî'dir.  Hicri 110/(728) yılında babasının Isfahan valiliği sırasında bu şehirde doğdu. Ebû Hanîfe’nin önde gelen öğrencilerinden ve Hanefî mezhebinin imamlarından biridir. Nesebi, Nizar b. Adnan'a kadar uzanır. Babası, Temîm Kabîlesi’nin Anberoğulları kolundan Basra’ya yerleşmiş önde gelen bir aileye mensuptur. Annesi ise İran'lı bir câriyedir. Dolayısıyla her iki milletin özelliklerini taşır. Züfer’in dili, yani konuşması Arapça idi, ancak siması Acem’e benziyordu.[1] İmam Züfer bir yönetici ve ilim ailesinden gelmektedir.

Yaşadığı Devir

İmam Züfer, Hicrî ikinci asrın ilk yarısında yaşadı. Bu devir Emevîlerin son, Abbâsîlerin ise ilk dönemlerine rastlar. Onun hayatının yirmi iki yıllık bölümü Emevî, geri kalan kısmı ise Abbâsî Dönemi’nde geçmiştir. Bu devir önceki devirlerde başlamış olan ilmî hareketin yoğun ve gelişmiş olduğu bir devirdir. Çünkü bu devirde Müslümanlar pek çok bölgeyi fethetmiş ve onların kültürel birikimlerinden yararlanmışlardır. Ayrıca Yunan eserlerinin Arapçaya çevrilme süreci de bu dönemde büyük bir hız kazanmıştır. İslâmî ilimlerin önemli bir kısmı bu dönemde tedvîn edilmeye başlamıştır. Yine farklı fıkıh ve itikad mezhepleri de bu dönemde oluşmuştur.[2]

Tahsil Hayatı

Hayatının ilk dönemi hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak genel olarak diğer İslâm âlimleri gibi, onun da önceleri Kur'ân'ı ezberleyip hâfız olduğu, sonra da hadis tahsili yaparak hadis imamları arasına dâhil olduğu ifade edilmektedir. Tahsil hayatının önemli bir kısmını geçirdiği Kûfe’ye ne zaman geldiği belli değildir. Ancak yirmi yıldan fazla bir süre Ebû Hanîfe’nin halkasına devam ettiği bilinmektedir. Buna göre Hicrî 130/(748) yılından yani yirmi yaşından önce buraya gelmiş olmalıdır. Onun Ebû Hanîfe ile tanışması İmam Muhammed ve Ebû Yûsuf'tan öncedir. Muhtemelen babasının 128/(746)’de vefâtını müteakip Isfahan’dan ayrılıp Irak’a dönmüştür.

Hocaları ve Öğrencileri

İmam Züfer'in en önde gelen hocası, şüphesiz yanında yirmi seneden çok ders aldığı Ebû Hanîfe'dir. Onun dışında özellikle hadis alanında pek çok hocası vardır. Süleyman b. Mihrân el-A'meş, Muhammed b. İshâk, Yahyâ b. Abdullah et-Teymî bunlar arasındadır.

Talebelerine gelince; Züfer’den sünen sahibi pek çok kişi rivâyette bulunmuştur. Birkaç istisna dışında muhaddisler onu, olumlu güvenilirlik ifade eden sıfatlarla nitelemişlerdir. Bu sebeple Züfer, muhaddisler nezdinde hadis rivâyetinde diğer ehl-i re’y mensuplarına göre daha olumlu bir durumdadır. Ondan hadis rivâyet edenler arasında Abdullah b. Mübârek, Şakîk-ı Belhî, Muhammed b. Hasan eş- Şeybânî, Vekî‘ b. Cerrâh, Süfyân b. Uyeyne gibi önemli isimler vardır.

Ebu Hanîfe ile İrtibatı

Önceleri ehl-i hadîs meclislerine devam etti ve hadis alanında oldukça ilerledi. Bu durum daha sonra onun ehl-i hadis tarafından itibar görmesine yol açmıştır. Ebû Hanîfe'nin meclisine geliş sebebine dair şöyle bir rivâyet aktarılır: O, kendisine sorulan fıkıh soruları karşısında ehl-i hadîs çevresinin yetersiz kaldığını görmüş, bunun üzerine bu soruları Ebû Hanîfe'ye sormuş ve onun verdiği cevaplar karşısında hayran kalmıştır. Bunun üzerine dönemindeki pek çok parlak öğrenci gibi, Ebû Hanîfe’nin ilim halkasına katılmaya karar vermiştir. Çünkü Ebû Hanîfe rey ekolünü temsil ediyordu ve Kur’an ve Sünnet üzerinde tahliller yaparak çıkarımlarda bulunuyordu.

Ebû Hanîfe'nin Diğer Talebeleri Arasındaki Yeri

Züfer, Ebû Hanîfe’nin ders halkasına katıldıktan sonra bu ilim meclisinin Ebû Yûsuf’la birlikte en önemli iki üyesinden biri oldu. Hocasının vefâtından sonra meclise başkanlık etmeye başladı. Ebû Yûsuf ile Züfer, Ebû Hanîfe’nin fıkhı kendileriyle beraber tedvîn ettiği öğrencileri arasında öne çıkan iki önemli şahsiyettir. İkisi arasında bir tür çekişmenin ve rekâbetin bulunduğu da nakledilmektedir. Bir de Ebû Hanîfe’nin ölümünün ardından Züfer’in en azından meclis üyeleri nezdinde daha üstün tutulduğu da anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Ebû Yûsuf da kendisine ait ayrı bir grup oluşturmuştur. Başlangıçta Züfer’in Meclisi dolup taşarken Ebû Yûsuf birkaç kişi ile ders yapmak zorunda kalıyordu. Ancak daha sonra durum tersine dönmüştür. Çünkü hocasının vefâtından sonra bir süre Kûfe’de onun ders halkasını devam ettiren Züfer’in şöhreti, kabîle ve akrabalarının etkin olduğu Basra’ya kadar ulaşmıştı. Bir miras davası için Basra’ya gittiğinde Basra’nın ileri gelenleri orada kalması için kendisine ısrar edince o da bunu kabul etti. Bundan sonra Ebû Yûsuf, Kûfe’de Ebû Hanîfe’nin halkasını devralmış oldu ve mezhepteki şöhretine ulaştı. Ebû Hanîfe’den çok kısa bir süre ders alan genç İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, önce Züfer’in meclisine katılmışken, muhtemelen onun Basra’ya yerleşmesinin ardından Ebû Yûsuf’un meclisine katılarak onun öğrencisi oldu.

Ebû Hanîfe'nin kendisi ile meşhur talebeleri olan üç imam arasında şöyle bir mukâyese nakledilir: Müzenî'ye birisi gelip Irak fukahâsını sormuş. O da: “Ebû Hanîfe onların efendisidir, ulusudur, Ebû Yûsuf hadîse en çok tâbi olanlarıdır, Muhammed b. Hasan, fürû' meselerini en çok açıklayandır, Züfer ise kıyasta en keskin olanıdır.” dedi. Bu ifade, onun kıyası iyi kullandığı anlamına gelir.[3]

Rivâyete göre Züfer, mescitte bir sütunun yanında, Ebû Yûsuf da onun karşısında oturur, fıkıhla ilgili konularda münazara ederlerdi. Züfer bilgelikte sağlamdı ve yerinde hiç hareket etmeden tartışırdı, dili tatlıydı; Ebû Yûsuf ise münazarada huzursuz olur ve sürekli hareket ederdi.[4]

Hanefî Mezhebindeki Yeri

Züfer, Basra’da Ebû Hanîfe’nin görüşlerini yaymada çok başarılı olmuştur. Ebû Hanîfe hayatta iken öğrencisi Hâlid b. Yûsuf es-Semtî’yi Basra’da Kûfe fıkhını anlatmak için görevlendirmişti. Hocası onu gönderirken kendi ders halkasını kurmada acele etmemesi yönünde tavsiyede bulunmuştu. O bunun tersini yapınca tepki topladı ve başarısız oldu. Hâlbuki İmam Züfer, bu konuda güzel bir yöntem ve siyâset takip etti ve durumu tamamen Hanefîler lehine değiştirdi. Basralılar, Ebû Hanîfe’nin ismine ve görüşlerine hoş bakmıyorlardı. Züfer, hocasının tavsiyesi doğrultusunda, bir süre Basra’da hâkim olan fıkıh meclislerine ve özellikle Osman el-Bettî’nin takipçilerinin meclislerine katıldı. Onlara alternatif bir ders halkası oluşturmakta acele etmedi. Buralarda konuşulan meseleler hakkında özellikle meselelerin dayandırıldığı temel prensipler konusunda onların yaklaşımını anlamaya çalıştı. Bunları kavradıktan sonra onlara, genel ilkeler ile cüz’î meseleler (usul-fürû) arasındaki ilişki konusundaki tutarsızlıklarını gösterdi. Güçlü muhâkemesi olan Züfer'in muhâtapları onun ileri sürdüğü tutarsızlıkları kabul etmeye başladı. Bunun üzerine o, kendi metot ve görüşlerini açıkladı. Görüşleri benimsenince bunların Ebû Hanîfe’nin görüşleri olduğunu belirtti. Böylece Basra’da Ebû Hanîfe’nin ismine karşı var olan olumsuz tavrı ortadan kaldırdı.[5]

Görevleri

Bir süre Basra kadılığı yaptığı rivâyet edilse de bu bilginin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Zira kendisi 158/(775)’de vefâtına kadar Basra’da kadılık yapanlar arasında bulunmadığından bu bilgi tarihî gerçeklerle uyuşmamaktadır. Belki de Züfer, Basra kadılığına iki defa tayin edilen öğrencisi Muhammed b. Abdullah el-Ensârî ile karıştırılmıştır.[6]

İmam Züfer Mezhepte Neden Dördüncü Sırada Kaldı?

Ebû Hanîfe’nin kendisinden sonra ders halkasını devam ettiren öğrencisi olmasına rağmen Züfer, Hanefî mezhebi imamları arasında ilk sıralarda yer almayıp dördüncü sıradadır. Hasan b. Ziyâd ise beşinci sıradadır.

Ancak İmam Züfer, yirmi kadar meselede ilk üç imamın görüşlerine muhâlefet etmiştir. Onun bu görüşleri mezhepte “müftâ bih”, yani fetvada esas kabul edilmiştir. Mesela Namazı kıyam, rükû ve secde ile kılmaktan âciz olan kimse Ebû Hanîfe’ye göre kolayına geldiği şekilde oturarak kılar; Züfer ise namazda kabul edilmiş bir oturma biçimi bulunması sebebiyle teşehhüddeki gibi oturulması gerektiğini savunur. Osmanlı döneminde de zaman zaman Züfer’in görüşlerinin benimsendiği görülür. Haremeyn fakirleri için kurulan bir vakfın gelirinin Hanefî mezhebinin üç imamına göre başka fakirler için de harcanabileceği kabul edilmiştir. Ancak Ebüssuûd Efendi bir fetvasında Züfer’in görüşünü tercih edip bunun başkasına harcanmasını kabul etmemiştir.

Züfer, fıkhî görüşlerinde genellikle hocası Ebû Hanîfe’nin usulünü izlemiştir. Hatta şöyle demiştir: “Ben hangi görüşte Ebû Hanîfe’ye muhâlefet ettiysem biliniz ki, benim o görüşüm Ebû Hanîfe’nin daha önceki bir görüşüdür.”[7] 

Bu yetkinliğine rağmen İmam Züfer’in mezhepte merkezî bir yer işgal etmemesinin sebebi nedir? Bunun sebepleri arasında onun farklı görüşlere sahip olması veya mezhebin esası haline gelen istihsâna karşı kıyasta ısrar etmesi vardır. Ancak bunlardan daha çok mesele, Hanefî mezhebinin oluşum süreciyle ilgilidir. Çünkü Hanefîliğin bir mezhep olarak ortaya çıkması, Muhammed b. Hasan’ın eserlerinin mezhebin esasları ve temeli (zâhirü’r-rivâye) kabul edilmesinden sonra olmuştur. Züfer, erken bir dönemde Kûfe’den ayrılıp Basra’ya yerleşmiş ve genç yaşta ölmüştür. Bu da, Muhammed b. Hasan üzerindeki etkisinin sınırlı olmasına yol açmıştır. Muhammed b. Hasan, Ebû Hanîfe’nin yaklaşımını ve mirasını büyük ölçüde Ebû Yûsuf kanalıyla öğrenmiştir. Doğal olarak eserlerine aldığı görüşleri de Ebû Hanîfe-Ebû Yûsuf-Muhammed üçlüsü çerçevesinde oluşturmuştur. Dolayısıyla Züfer’in veya Hasan b. Ziyâd’ın görüşleri ancak mezhebin ikinci derecede görüşleri arasında yer alabilmiştir[8].

İmam Züfer, 48 gibi genç bir yaşta, 158/(775)'de Basra'da vefât etmiştir.

Zühd ve Takvası

İmam Züfer'in birçok İslâm âlimi gibi, hayatında ilim ve ibadeti birleştiren bir zat olduğu görülmektedir. İbrahim b. Süleyman diyor ki: "Züfer'le oturduğumuz zaman yanında dünyaya ait hiçbir şey konuşmazdık. Bizden biri bunu yapacak olsa, hemen meclisi terk ederdi. Aramızda, Allah korkusu onu öldürecek diye bahsederdik."[9]

Şeddâd şöyle demiştir: “Esed b. Amr'a: ‘Ebû Yûsuf mu daha fakîh, Züfer mi?’ diye sordum. ‘Züfer daha verâ sahibi, yani daha çok zühd sahibidir.’ dedi. Ben: ‘İlimden soruyorum’ dedim. O: ‘Kişi zühd ile yücelir.’ dedi.”[10]

 
[1] Hüseyin b. Ali es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe, 112.
[2] Bk. Muhsin Koçak, "Züfer b. Hüzeyl: Hayatı ve Eserleri", Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1991, sayı, 5, s, 121-122.
[3] Murteza Bedir, "Züfer b. Hüzeyl" md., DİA, XXXXIV, s, 529.
[4] Saymerî, s. 110-111; Koçak, 18-21.
[5] Saymerî, s. 110; M. Zâhid el-Kevserî, Lemehâtu'n-nazar fî sîreti İmâm Züfer, s. 18-19; Bedir, 529.
[6] Kevserî, s. 26; Bedir,  528-529.
[7] Kevserî, s. 20.
[8] Bedir, 529.
[9] Koçak, 143.
[10] Kerderî, Muhammed, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe Menkıbeleri (Terc. Mustafa S. Kaçalin), İstanbul 2010, II, 197.
 
 
 
PROF. DR. ABDULLAH KAHRAMAN
Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
KİVA - Kocaeli İlahiyat Vakfı

Kocaeli İlahiyat Vakfına ait kurumsal bilgilere, eğitim ve araştırma projelerine, etkinliklere, güncel haber ve bilgilere ulaşın.

KİVA

Ömerağa Mah. Alemdar Cad. No:17 K:7 Küpçü İş Merkezi
İzmit / Kocaeli (İzmit)

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.